31 Ağustos 2008 Pazar

KUTLU HEDEF...
ALİ BULUNMAZ

Konya'da 1 Ağustos'ta çöken, Süleymancılar'a ait Kuran kursunu hatırlıyor muyuz?

Hani "İngilizce kursu" denilerek, ihmal ve hatalar sumen altı edilmeye çalışarak unutturulmaya çabalanan olay...

İnceleme yapmak üzere olay yerine giden İl Milli Eğitim Müfettişleri'nin araştırma yapmasına izin verilmiyor.

Bu ne demek?

Tarikat-cemaat egemenliği öyle boyutlara ulaştı ki, artık bu yapılanma ne derse, ne isterse olaylar da aynı şekilde gelişiyor.

***
Çöken Kuran kursunda ölen çocuklardan birinin ağabeyinin şu sözleri doğru değil mi:

"Burada ev ev dolaşıp öğrenciler toplandı, bunu da dernek yöneticileri, yurt idarecileri ve Süleymancı öğretmenler yaptı..."

Konya'da çöken Kuran kursu, Türkiye'den bir kesit sunuyor. Cemaat ve tarikatlar genç beyinleri hurafelerle dolduruyor, dincilik günden güne büyüyor.

Üstüne üstlük buralarda nelerin döndüğü, çocuklara eğitim adı altında hangi saçmalıkların sunulduğu da öyle pek fazla bilinmiyor.

Bilinen, her geçen gün dinciliğin boy verdiği, tarikat-cemaat egemenliğinin AKP iktidarının açtığı kapıdan dört nala koştuğu...

***
Karanlık bir tünelden geçiyor Türkiye. Yandaş demokrasisi, özgürlük adıyla dinciliği pompalıyor.

Kuran kursları, abi abla evleri, tarikat yurtları tüm kentlerde mantar gibi türüyor. Egemenlik alanını genişletiyor...

Bilgi yerine hurafe, çağdaş yaşam yerine gericiliğin öğretileri baskınlaştırılıyor.

Sonuç?

Türkiye, "ılımlı İslam" yolunun sonundaki "nur"a ve "kutlu hedef"e doğru itiliyor...

29 Ağustos 2008 Cuma

YEREL SEÇİMLER NEDEN ÖNEMLİ?
ALİ BULUNMAZ

Keçiören'de bir büfecinin, ruhsatı olmasına karşın içki sattığı gerekçesiyle çivili sopalarla, üstelik belediye görevlilerince dövülmesi bize neyi düşündürmeli?

AKP'li belediyelerin, özellikle de İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri'nin, içkili mekânlara yönelik “kırmızı çizgi” uygulaması da hız kazandı bu arada.

***
Yerel yönetimler, AKP iktidarının lokomotifi...

“Halka açık” balık restoranları, parklar ve eğlence merkezleri içkiden arındırılıyor.

Sadece bu da değil. Vahabi “kültür” AKP'li belediyeler eliyle tüm Türkiye'ye yayılmak isteniyor...

AKP, artık hiçbir kartını gizlemiyor. Yaklaşan yerel seçimler için “yüzde 60” oranında oy hedeflenmesi boşuna değil.

Bugün, iktidarın gelip dayandığı noktanın asıl belirleyicisi elinde bulundurduğu yerel yönetimler. Şimdi, tasarılar bir bir hayata geçiriliyor.

AKP, elindeki yerel yönetimlerle dinciliği ve yobazlığı en üst seviyeye taşıma niyetinde...

AKP'li belediyeler, ayrımcılığın da kalesi aynı zamanda. Sınırsız ve ölçüsüz bir ayrımcılık bu.

Tarikat-cemaat egemenliği ve iktidara biat, belediyelerin içinde günden güne yayılıyor.

***
AKP'nin hedefi belli: Kaleleri almak, elindeki belediyelerde ise gücünü arttırmak. Bunun kendine getirisini biliyor ve bu yönde hızla çalışıyor.

Önemli soru şu: Muhalefet ne yapıyor? 1994'deki gibi kısır çekişmeler, 2009'da da yaşanırsa, o zaman AKP hedefi 12'den vurur. İktidarını güçlendirir...

Çözüm bir araya gelebilmektir.

Yolsuzlukla, yoksulluk ve rüşvetle bezenmiş; halka sadaka dağıtarak oy avcılığına çıkan iktidar karşısında, ortak adaylar belirleme kararlılığını göstermek zorunda muhalefet.

2009 yerel seçimleri önemli. Tahmin edilenden de çok...

Çünkü yeni bir iktidarın kapısını açacak nitelikte bir seçim bu...

Ya da...

28 Ağustos 2008 Perşembe

ÇEVRE VE ÇEPER...
ALİ BULUNMAZ

Tayyip Erdoğan'ın “çevrecinin daniskasıyım” sözü üstüne pek fazla şey demeye gerek yok.

Ama...

Türkiye'de bir merkez ve çevre ile çeper tartışmasının hatta bu anlamda derin bir ayrışmanın olduğunu da söylemek yanlış değil.

AKP iktidarının merkeze kendini koyduğu, ardından kendine bir çevre yarattığı, kendinden olmayanı da çepere yerleştirdiği açık seçik ortada.

Merkez içinde kendi çevresini kollayan, eleştirenleri de dışarıda konumlandırıp alabildiğine ezen bir iktidarla yüzleşiyor Türkiye.

Yüzleşmekle kalmıyor, bunun sancısını yoğun biçimde çekiyor.

Yoksulu daha da yoksul kılan, zengini zenginleştiren; kendi zengini, yoksulu ve medyasını yaratan, rüşveti “normalleştiren” iktidar, yandaş demokrasisinin keyfini sürüyor.

Toplumu kendi bildiği gibi; dincilik ve yobazlıkla şekillendirmeye çabalıyor.

Soru sormak sakıncalı, eleştiri yasak...

***
“Ben” diyen iktidar, kendi “biz”ini yaratırken, çevresine topladığı yandaşlarıyla gücünün sınırsızlığına vurgu yapıyor.

“Ben kimseyle uzlaşmam, milletle uzlaşırım” yaklaşımı da, işte bu tehlikeli düşünme biçiminin dışa yansıması. Merkez-çevre-çeper denkleminin önemli duraklarından biri burası.

“Ya merkezimin çevresi olursun ya da çeperde kalır harcanırsın” anlayışı, “Yeni Türkiye”nin de belirleyicisi artık. Belki de “yeni bir demokrasi”, birilerinin dediği gibi...

Öyle görünüyor.

Görünüyor da, bu gidiş iyi gidiş mi?

Görünen köy kılavuz istemiyor...

26 Ağustos 2008 Salı

İŞİN RACONU...
ALİ BULUNMAZ

“Racon”, İtalyanca bir sözcük. “Ragionare” ve “ragione”den Türkçeye geçmiş. Anlamı ise düşünmek. Argoda “yol, yöntem, usul” gibi anlamlara bürünüyor...

Racon, Türkiye'de önemli bir kavram. Hatta çoğu kez yazılı kuralların üstüne çıkan, onları etkisiz bırakan bir özelliğe sahip.

Mesela politikacı, yolsuzluğun merkezinde yer almışsa ve bu siyasetçi iktidar partisinin üyesiyse, ayyuka çıkan rezalet duymazdan gelinir, görünmez kılınır. Çünkü yolsuzluğu, rüşveti ve yandaş kayırmacılığını önleme sözleri, seçim ertesinde hemen unutulmuştur.

Politikaya soyunmuş er kişi, iktidar koltuğunun kudretiyle birden değişir, dönüşür; metamorfozun en tumturaklısını geçirir.

Durmadan adımlanan yol, yolsuzluğun ve bunlara ait dosyaların küfe misali sırtta taşındığı bir biçime bürünür.

Böylelikle, bozulma ve yozlaşmanın kütüğüne bir çentik daha atılmış olur.

Racon ise bozulmamıştır. Mutlak ve sarsılmaz yapısını korumuş, iktidarın yolunu bulmasına yardım eden bir ışık olmaya devam etmiştir.

Siyaseti ticaret ve iş takibiyle buluşturan, rüşvtle kesiştiren de işte bu tarihsel racondur...

Kendimizi kandırmaktan vazgeçelim.

“Temiz eller”, “temiz toplum” veya “temiz siyaset” gibi sloganlarla yeri göğü inleten; yüzünü iktidarın sıcaklığıyla ısıtıp, köşelerini adı geçen sloganlarla dolduran yandaş demokratlar da, raconun nimetlerinden öyle veya böyle yararlanırlar.

Bir şeyler düzeltilmek isteniyorsa, işe buradan başlanmalıdır. Havada kalan söz, söylem ve eylemleri tekrarlayıp durmak, hiçbir fayda getirmez...

22 Ağustos 2008 Cuma

TÜRKİYE'NİN DENGESİ BOZULDU...
ALİ BULUNMAZ

Türkiye bir denge bozukluğu yaşıyor. AKP, iktidara geldiği günden beri ayrımcılığın kök salması için uğraştı.

Bunun temel taşı ise “biz-onlar” ayrımı...

Cemaat-tarikat “kültürüyle” yetişen AKP'nin kurucu ve çekirdek kadrosu, toplumda buna uygun belli başlı ayrım noktaları oluşturdu...

Türban...

İnanç...

İktidara yakınlık-uzaklık ya da ram olma-olmama...

Tarikat-cemaat egemenliğini eleştirme-suskun kalma...

AKP, tüm bunlar ve daha başka pek çok noktada toplumu bölüp, kendisine yandaş bulmaya çabaladı.

Başarılı oldu mu veya ne kadar oldu, çok açık seçik görünmüyor ama bir gerçek var ki, epey yol aldı.

***
“Demokrasi” ve “özgürlük” gibi söylemlerle hareket eden, ettiğini savunan ve bu yönde yandaş kalemleri konuşturan iktidar, önemli parçalanmaları tetikledi.

Şimdi pek çok insanın zihni karışık: Dindar-dinci, demokrat olan-olmayan, doğru söyleyen-yalan konuşan arasındaki mesafe git gide kapanıyor.

Yolsuzluk, rüşvet, avanta, kayırmacılık, bilimsellik yerine, hurafe ve sınırsız iktidar borazanlığı güç kazanıyor.

Bütün bunlar da ülkenin, toplumun ve tek tek insanların dengesini günden güne bozuyor.

***
Soruları soru ve sorunlar kovalıyor. Umut yaratma sanatı diye nitelenebilecek siyaset, her geçen gün karalara çalınıyor.

Her şey kendini tekrarlıyor. Yol alamıyoruz. Yenileyemiyoruz kendimizi, silkelenemiyoruz.

Çünkü dengemizi yitirdik enikonu, doğrulamıyoruz.

Renkler ve izler birbirine karışıyor...

Rüzgâra kapılmış gidiyoruz...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

BİAT ÜNİVERSİTELERİ...
ALİ BULUNMAZ

Eğri oturup doğru konuşalım. Abdullah Gül'ün atamasını yaptığı rektörlerin büyük bir çoğunluğunun referansı AKP...

Örnek mi?

Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü'ne atanan Medet Mete Cengiz, “durmak yok, yola devam” yazılı pastayı kesip kutlama yapıyor...

Bu AKP'nin seçim sloganı...

Cengiz, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun da yakın arkadaşı...

***
Bir başka örnek, Bitlis Eren Üniversitesi'nin Rektörü Abdullah Bayram. Bayram'ın referansı ise İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik.

Hatırlamakta yarar var: Beşir Atalay irticai uygulamaları nedeniyle Kırıkklale Üniversitesi Rektörlüğü'nden uzaklaştırılmış bir isim...

***
Abdullah Gül'ün rektör atamalarında esas aldığı “ölçüt”, türban serbestliğine destek ve AKP yandaşı olma...

Bu neyi gösteriyor?

AKP üniversitelerde kadrolaşıyor. En tepeden en aşağı noktaya kadar, üniversiteleri ele geçirmeye çabalıyor.

***
Üniversite, bilim ve kültürün bir araya getirildiği kurumların başında.

AKP ise buraları siyasi arka bahçesi haline dönüştürme telaşı içinde.

Rektörlerin, üniversitelerin ve bilim insanlarının AKP'ye biat etmesi amaçlanıyor.

Formül belli: Biat et rahat et!

AKP bu yolda yürüyor, herkesin de kendi yoluna gelmesini istiyor.

“Durmak yok, yola devam”, işte bunu içeriyor...

19 Ağustos 2008 Salı

HAYAL...
ALİ BULUNMAZ

Rusya ile Gürcistan, Güney Osetya bahanesiyle anlaşmazlığa düşüp savaşa tutuşunca, dünya bu bölgeye dikkat kesildi.

Soros'un fonladığı Saakaşvili, renkli bir “devrimle” işbaşı yaptığında “demokrasi” ve “özgürlük” sloganları atanlar hayli fazlaydı.

Ama gelin görün ki kazın ayağı farklı. ABD bağımlılığı,”demokrasi” ve “özgürlük” yerine, kan ve acı getiriyor. Gürcistan'da ölen binlerce insan bunun kanıtı.

Saakaşvili'nin politikaları, bölgenin enerji varsıllığı ve siyasi gelişmeler, Rusya ile Gürcistan'ı karşı karşıya getirdi.

Gürcistan'ın baş müttefiki ABD de konuya bir yerinden dahil oldu. Elbette Türkiye de...

***
Abdullah Gül, AKP'nin stratejik ortağı ABD'nin Gürcistan'daki savaşa dahil olmasının ve suların görece durulmasının ardından bir açıklama yaptı:

“Gürcistan'daki çatışma ABD'nin artık tek başına küresel politikaları yönetemeyeceğini ve gücünü diğer ülkelerle paylaşması gerektiğini gösterdi.”

Gül, bir anlamda “çok kutupluluktan” söz etti.
***
Gül'ün yetiştiği gelenek, komünizmle mücadele üzerine kurulu.

Başka bir deyişle, iki kutupluluğa karşı bir savaşım üzerine...

1989'dan sonra palazlanan “yeni dünya düzeni” ya da “küreselleşme” söylemi, mutlak ABD hakimiyetine dayanıyor.

Küreselleşme ile dünyanın “altın çağı” yaşayacağı vurgulanıyordu. Ama öyle olmadı.
Ekonomik çözümsüzlükler, siyasi gerilimler ve savaşlar yine yaşandı.

ABD'nin mutlak güç olma ideali, önemli açmazları da beraberinde getirdi.

Şimdi Abdullah Gül, ABD'ye bunu bırakması ve gücü paylaşması gerektiğini söylüyor.

ABD, Gürcistan örneği ele alındığında, bölgedeki etkin güç olabilme adına renkli “devrime” kol kanat gerdi. Oradaki enerji kaynaklarını denetlemek, Rusya'yı gözetlemek ve İran'a yakın olabilmek adına Gürcistan'da kartlarını açtı.

ABD güç, egemenlik ve siyasi çıkarları adına ülkeleri dönüştürme politikasından vazgeçer mi?

Bu pek mümkün görünmüyor. Gül'ün isteği de hayalden öteye gitmiyor...