DALGA VE DARBE...
ALİ BULUNMAZ
“Ergenekon” soruşturması ve davasında dalgalar devam ediyor.
AKP köşeye sıkıştığı anda, bir “Ergenekon” dalgası sahile vuruyor. Herkes dikkat kesiliyor:
“Acaba şimdi kimler alınacak?”
“Aşureye bu sefer hangi isimler katılacak?”
***
AKP'nin kotardığı sivil darbenin adı ve simgesi haline gelen “Ergenekon” soruşturması ve aylar sonra hazırlanan iddianameden yola çıkılarak açılan dava bize neyi gösteriyor:
İsmi karanlık işlere bulaşmışları bir kenara ayırırsak, laik cumhuriyetten yana, hukukun üstünlüğünü ve çağdaş demokrasiyi içselleştirip savunanlara yönelik bir operasyon “Ergenekon...”
***
Dalga dalga yayılan, “şunu da alalım, bunu da katalım” biçimindeki “mantıkla” yürütülen soruşturma ve davanın ciddiyeti de, taraflı tarafsız pek çok kesimce sorgulanmaya başladı.
Sorgulama, eleştiri ve sorular büyüyor:
“AKP yargıyı öç alma organına ya da gücüne mi dönüştürmek istiyor?”
“İnsanlar yargıya ve hukuka güvenebilecek mi?”
“Bundan sonra hangi isimlere yoğunlaşılacak?”
En önemlisi, “davanın sonunda ne olacak?”
***
Dalgalar kıyıları dövüyor, sivil darbe ile yola devam ediliyor.
Çık işin içinden çıkabilirsen...
8 Ocak 2009 Perşembe
6 Ocak 2009 Salı
SUÇ...
ALİ BULUNMAZ
Savaş, değerler, onur ve yurtseverlik adına verildiğinde anlam kazanır; haklılığa bürünür.
Örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı, böyle bir savaştır.
***
2009'a girerken hemen herkesin dilinde aynı dilekler vardı: "Savaşsız ve öldürümlerin olmadığı bir dünya..."
İyi ama neden?
İnsanlar, İsrail'in Filistin topraklarına; Gazze'ye bombalar yağdırmasından, "terörle savaş" bahanesini öne sürerek sivilleri öldürüşünden etkilenmişti besbelli.
İsrail'de yaklaşan seçimler, ABD'nin yeni başkanı Obama'ya bombalarla gönderilen "merhaba" veya bir başka neden... Hiçbiri sivillerin öldürülmesine gerekçe olamaz.
***
Buradan bakıldığında, İsrail'in yürüttüğü haklı bir savaş mıdır?
Daha da önemlisi savaş mıdır?
Bulunduğu toprakların kendisine "vaad edildiğini" belirten İsrail'in, Filistinlilere yıllardır uyguladığı insanlık dışı muamele savaş mıdır, katliam mıdır yoksa terör müdür?
***
Olaya bir de bölgenin asıl sahipleri Araplar açısından bakmakta yarar var.
Yıllardır emperyalizmin sularında yüzen Araplar, bir araya gelip ortak bir görüş etrafında, Ortadoğu'nun en önemli sorunu Filistin-İsrail gerilimine kalıcı çözüm bulamıyor ya da bulunması için çaba harcamıyorsa suçu yalnızca İsrail'e atmak doğru olmaz.
Çünkü İsrail güvenlik ve terör devleti olmasının yanında, yayılmacı politikanın ürünü bir devlettir. Bir başka deyişle, kuruluşuna uygun davranmaktadır.
Filistin'e bombalar yağarken suskun kalan, ABD ve İsrail'in yanında saf tutan bölgenin kimi ülkeleri de en az İsrail kadar suçludur.
Çünkü suça; İsrail'in kendini haklı çıkarmaya çalıştığı katliamlara ortak olmuşlardır.
***
İsrail suçludur. Sivilleri öldürmüş, yerleşim yerleri ve insanların yardım alabilecekleri her noktayı yıkmış; katliam gerçekleştirmiştir. Üstelik bunu uzun yıllardır devam ettirmektedir.
Ancak bu ve benzeri katliamlara çanak tutanlar, bombalar insanları öldürürken sesi soluğu çıkmayanlar suçlu değil midir?
Onlar da İsrail kadar, hatta belki ondan daha çok suça batmıştır...
ALİ BULUNMAZ
Savaş, değerler, onur ve yurtseverlik adına verildiğinde anlam kazanır; haklılığa bürünür.
Örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı, böyle bir savaştır.
***
2009'a girerken hemen herkesin dilinde aynı dilekler vardı: "Savaşsız ve öldürümlerin olmadığı bir dünya..."
İyi ama neden?
İnsanlar, İsrail'in Filistin topraklarına; Gazze'ye bombalar yağdırmasından, "terörle savaş" bahanesini öne sürerek sivilleri öldürüşünden etkilenmişti besbelli.
İsrail'de yaklaşan seçimler, ABD'nin yeni başkanı Obama'ya bombalarla gönderilen "merhaba" veya bir başka neden... Hiçbiri sivillerin öldürülmesine gerekçe olamaz.
***
Buradan bakıldığında, İsrail'in yürüttüğü haklı bir savaş mıdır?
Daha da önemlisi savaş mıdır?
Bulunduğu toprakların kendisine "vaad edildiğini" belirten İsrail'in, Filistinlilere yıllardır uyguladığı insanlık dışı muamele savaş mıdır, katliam mıdır yoksa terör müdür?
***
Olaya bir de bölgenin asıl sahipleri Araplar açısından bakmakta yarar var.
Yıllardır emperyalizmin sularında yüzen Araplar, bir araya gelip ortak bir görüş etrafında, Ortadoğu'nun en önemli sorunu Filistin-İsrail gerilimine kalıcı çözüm bulamıyor ya da bulunması için çaba harcamıyorsa suçu yalnızca İsrail'e atmak doğru olmaz.
Çünkü İsrail güvenlik ve terör devleti olmasının yanında, yayılmacı politikanın ürünü bir devlettir. Bir başka deyişle, kuruluşuna uygun davranmaktadır.
Filistin'e bombalar yağarken suskun kalan, ABD ve İsrail'in yanında saf tutan bölgenin kimi ülkeleri de en az İsrail kadar suçludur.
Çünkü suça; İsrail'in kendini haklı çıkarmaya çalıştığı katliamlara ortak olmuşlardır.
***
İsrail suçludur. Sivilleri öldürmüş, yerleşim yerleri ve insanların yardım alabilecekleri her noktayı yıkmış; katliam gerçekleştirmiştir. Üstelik bunu uzun yıllardır devam ettirmektedir.
Ancak bu ve benzeri katliamlara çanak tutanlar, bombalar insanları öldürürken sesi soluğu çıkmayanlar suçlu değil midir?
Onlar da İsrail kadar, hatta belki ondan daha çok suça batmıştır...
31 Aralık 2008 Çarşamba
AYDINLAR NEREDE?
ALİ BULUNMAZ
Defalarca soruldu, yazıldı çizildi. Tarih boyunca büyük düşünürlerden sokaktaki insana hemen herkes bir şey söyledi.
Ve sordu: “Kimdir aydın?”
***
Bugün Türkiye’de laf kalabalığı almış başını gidiyor.
Sözcükler havada uçuşuyor.
Kimileri soruyor: “Nerede aydınlar?”
“Olup bitenler hakkında toplumu aydınlatsınlar...”
***
“Aydın” dediğimiz, “aydınlanmış kişidir” her şeyden önce.
Ne bildiğini, ne bilmediğini bilen; bilgi sahibi kişidir.
Bildiğini, arı biçimde aktarır, sağlıklı bir zihinle hareket eder aydın.
Laf salatası içinde iş görenlerin veya görmeye yeltenenlerin arasında, sözcükleri anlamlı kılan kişidir o. Derdini açık seçik ve anlaşılır biçimde anlatan bireydir.
Olur olmadık “özür dilemeden” ya da açıklama yapmadan önce araştıran, bilmediği konuda ahkam kesmekten kaçınan kişidir aydın…
Topluma öncülük eden, etmesi gereken kişidir beri yandan.
***
Günümüzde sözcüklerin büyüsüne kapılmamış, yaldızlı lafların peşinden gitmeyip; toplumun önünü açan kaç aydın var?
Gerçekleri kovalayan, kendini bu uğurda geliştiren ne kadar aydın var?
Bugünün tanığı, geleceğin belirleyicisi olan ve zihni berrak aydınlardan ne kadarı yanı başımızda?..
ALİ BULUNMAZ
Defalarca soruldu, yazıldı çizildi. Tarih boyunca büyük düşünürlerden sokaktaki insana hemen herkes bir şey söyledi.
Ve sordu: “Kimdir aydın?”
***
Bugün Türkiye’de laf kalabalığı almış başını gidiyor.
Sözcükler havada uçuşuyor.
Kimileri soruyor: “Nerede aydınlar?”
“Olup bitenler hakkında toplumu aydınlatsınlar...”
***
“Aydın” dediğimiz, “aydınlanmış kişidir” her şeyden önce.
Ne bildiğini, ne bilmediğini bilen; bilgi sahibi kişidir.
Bildiğini, arı biçimde aktarır, sağlıklı bir zihinle hareket eder aydın.
Laf salatası içinde iş görenlerin veya görmeye yeltenenlerin arasında, sözcükleri anlamlı kılan kişidir o. Derdini açık seçik ve anlaşılır biçimde anlatan bireydir.
Olur olmadık “özür dilemeden” ya da açıklama yapmadan önce araştıran, bilmediği konuda ahkam kesmekten kaçınan kişidir aydın…
Topluma öncülük eden, etmesi gereken kişidir beri yandan.
***
Günümüzde sözcüklerin büyüsüne kapılmamış, yaldızlı lafların peşinden gitmeyip; toplumun önünü açan kaç aydın var?
Gerçekleri kovalayan, kendini bu uğurda geliştiren ne kadar aydın var?
Bugünün tanığı, geleceğin belirleyicisi olan ve zihni berrak aydınlardan ne kadarı yanı başımızda?..
28 Aralık 2008 Pazar
BUYURUN TÜRKİYE SOFRASINA...
ALİ BULUNMAZ
Bugünün Türkiye manzarası için olumlu şeyler söyleyen, pembe tablolar çizenlerin sayısı ne kadar?
Kriz, dinci kuşatma, yolsuzluk, rüşvet, yandaş demokrasisi ile harmanlanan siyaset, AKP kumandasıyla toplumsal dönüşüm projesi rayına sokuluyor.
Anketler ve araştırmalar, Türkiye'de dinciliğin her geçen gün gemi azıya aldığını gösteriyor.
Bu araştırmaların en yakın tarihlisi, AKP'ye övgüler düzen, iktidar ile iş ortaklığına soyunan kurum ve kuruluşlardaki kişiler tarafından gerçekleştirildi. Sonuç onları bile şaşırtmışa benziyor olmalı ki, televizyon ve gazetelerden uyarılar sıralamaya başladılar.
***
2002'de iktidara gelen AKP, dinciliğin adını koyarak ve amaçlarını açıkça beyan ederek yola koyulmuştu 3 Kasım'dan önce. Ardından gelen 28 Şubat süreciyle "değişim" ve "dönüşüm" geçiren kadrolar ABD kara sularına yanaşınca iktidar onlara teslim edildi.
Eski yol ve yöntemlerin yerine "ılımlı İslam" projesini benimseyen dinci kadrolar "demokrasi", "özgürlük", "AB" ve "hukuk" gibi söylemlerle istediğini öyle değil de böyle yapmaya başladı.
Ve nitekim başardı da...
Türkiye'nin dönüşümü için basılan düğme, bugün meyvelerini destekçilerini bile endişelendiren ölçüde veriyor.
***
Türkiye adeta dinci politikanın sofrası haline geldi.
"Bizden olmayan bertaraf olur" anlayışıyla "yola devam edildi."
Şimdi geldiğimiz nokta aydınlanmacı, laikliği içselleştirmiş, cumhuriyet ve Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleştirilen devrimlere bağlı insanları tehdit ediyor.
"Mahalle baskısı" ya da "dinci baskı" çemberine alınan bu kesim, dinci politikalara su taşıyanları ve bu politikanın mimarlarının yaptıklarını görüyor ve biliyor.
Ancak "istikrar", "demokrasi" ve "hukuk" adı altında bu politikalara destek çıkanlar Türkiye'nin nereye yol aldığını sezebiliyor mu?
Buz dağının ucunu gördüler. Ya suyun altında kalan kısmını?
ALİ BULUNMAZ
Bugünün Türkiye manzarası için olumlu şeyler söyleyen, pembe tablolar çizenlerin sayısı ne kadar?
Kriz, dinci kuşatma, yolsuzluk, rüşvet, yandaş demokrasisi ile harmanlanan siyaset, AKP kumandasıyla toplumsal dönüşüm projesi rayına sokuluyor.
Anketler ve araştırmalar, Türkiye'de dinciliğin her geçen gün gemi azıya aldığını gösteriyor.
Bu araştırmaların en yakın tarihlisi, AKP'ye övgüler düzen, iktidar ile iş ortaklığına soyunan kurum ve kuruluşlardaki kişiler tarafından gerçekleştirildi. Sonuç onları bile şaşırtmışa benziyor olmalı ki, televizyon ve gazetelerden uyarılar sıralamaya başladılar.
***
2002'de iktidara gelen AKP, dinciliğin adını koyarak ve amaçlarını açıkça beyan ederek yola koyulmuştu 3 Kasım'dan önce. Ardından gelen 28 Şubat süreciyle "değişim" ve "dönüşüm" geçiren kadrolar ABD kara sularına yanaşınca iktidar onlara teslim edildi.
Eski yol ve yöntemlerin yerine "ılımlı İslam" projesini benimseyen dinci kadrolar "demokrasi", "özgürlük", "AB" ve "hukuk" gibi söylemlerle istediğini öyle değil de böyle yapmaya başladı.
Ve nitekim başardı da...
Türkiye'nin dönüşümü için basılan düğme, bugün meyvelerini destekçilerini bile endişelendiren ölçüde veriyor.
***
Türkiye adeta dinci politikanın sofrası haline geldi.
"Bizden olmayan bertaraf olur" anlayışıyla "yola devam edildi."
Şimdi geldiğimiz nokta aydınlanmacı, laikliği içselleştirmiş, cumhuriyet ve Mustafa Kemal öncülüğünde gerçekleştirilen devrimlere bağlı insanları tehdit ediyor.
"Mahalle baskısı" ya da "dinci baskı" çemberine alınan bu kesim, dinci politikalara su taşıyanları ve bu politikanın mimarlarının yaptıklarını görüyor ve biliyor.
Ancak "istikrar", "demokrasi" ve "hukuk" adı altında bu politikalara destek çıkanlar Türkiye'nin nereye yol aldığını sezebiliyor mu?
Buz dağının ucunu gördüler. Ya suyun altında kalan kısmını?
23 Aralık 2008 Salı
HASTA ÜLKE...
ALİ BULUNMAZ
Daha önceleri Türkiye için garip belirleme ve benzetmeler yapanlar olmuştu ama bu kadar açık konuşanı pek görülmemişti. Üstelik başbakan sıfatını taşıyan biri bu kadar trajikomik bir açıklama yapmamıştı.
Ne dedi Erdoğan:
"Henüz ölüm sinyalleri vermeyen bir hastaya, siz kalkar da ölümü hatırlatan veya kefenini hazırlayan bir doktor, aile gördünüz mü? (...) Doktor gelir hastayı psikolojik olarak tedavi etmenin doktorlukta önemli bir adım olduğunu bilir. Ben de ülkemin doktoru ve sorumluluk üstlenen bir başbakanıyım..."
***
Konu ne? Ekonomik kriz ve hükümete yöneltilen eleştiriler...
Erdoğan, hükümetin ve partisinin eleştirilmesine öfkeleniyor; iş adamları, gazeteciler ve gerçek aydınların uyarılarına bu şekilde yanıt veriyor ve ekliyor: "İnsanımızın psikolojisini bozmayın..."
İşten çıkarılan, iş bulamayan, asgari ücretin altında sigortasız çalışan ve yoksulluğa mahkum edilen, kriz yüzünden iş yerini kapatmak zorunda kalan vatandaşın morali iyi, ruh sağlığı yerinde!
Bu durumu, krizle ilgili olarak açıklama yapan, hükümeti eleştirenler bozuyor!
***
Erdoğan'ın "hasta ülke" benzetmesi ise moralleri yerine getirmeye yönelik herhalde...
Tayyip Erdoğan'ın sözleri adeta yakın geçmişe götürüyor bizleri. Parçalanmak üzere olan ve ekonomisi çöken Osmanlı için Batılı devletler tarafından kullanılan bir ifade vardı:
"Hasta adam."
***
1900'lerin başından 2008'e...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ülkesini hastaya benzetiyor.
Kendisini de ölmek üzere olan ülkesine moral veren doktora...
Geldiğimiz nokta burası.
Ekonomik kriz her şeyi bilinç üstüne çıkarmış görünüyor...
ALİ BULUNMAZ
Daha önceleri Türkiye için garip belirleme ve benzetmeler yapanlar olmuştu ama bu kadar açık konuşanı pek görülmemişti. Üstelik başbakan sıfatını taşıyan biri bu kadar trajikomik bir açıklama yapmamıştı.
Ne dedi Erdoğan:
"Henüz ölüm sinyalleri vermeyen bir hastaya, siz kalkar da ölümü hatırlatan veya kefenini hazırlayan bir doktor, aile gördünüz mü? (...) Doktor gelir hastayı psikolojik olarak tedavi etmenin doktorlukta önemli bir adım olduğunu bilir. Ben de ülkemin doktoru ve sorumluluk üstlenen bir başbakanıyım..."
***
Konu ne? Ekonomik kriz ve hükümete yöneltilen eleştiriler...
Erdoğan, hükümetin ve partisinin eleştirilmesine öfkeleniyor; iş adamları, gazeteciler ve gerçek aydınların uyarılarına bu şekilde yanıt veriyor ve ekliyor: "İnsanımızın psikolojisini bozmayın..."
İşten çıkarılan, iş bulamayan, asgari ücretin altında sigortasız çalışan ve yoksulluğa mahkum edilen, kriz yüzünden iş yerini kapatmak zorunda kalan vatandaşın morali iyi, ruh sağlığı yerinde!
Bu durumu, krizle ilgili olarak açıklama yapan, hükümeti eleştirenler bozuyor!
***
Erdoğan'ın "hasta ülke" benzetmesi ise moralleri yerine getirmeye yönelik herhalde...
Tayyip Erdoğan'ın sözleri adeta yakın geçmişe götürüyor bizleri. Parçalanmak üzere olan ve ekonomisi çöken Osmanlı için Batılı devletler tarafından kullanılan bir ifade vardı:
"Hasta adam."
***
1900'lerin başından 2008'e...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ülkesini hastaya benzetiyor.
Kendisini de ölmek üzere olan ülkesine moral veren doktora...
Geldiğimiz nokta burası.
Ekonomik kriz her şeyi bilinç üstüne çıkarmış görünüyor...
7 Aralık 2008 Pazar
KISA CÜMLELER…
ALİ BULUNMAZ
Artık herkes kısa konuşuyor. Kısa…
Ama öz değil.
Bağlamdan uzak, hatta bağlamsız.
Ucu açık. Anlamsız biraz da…
Neredeyse tüm bildirimlerin ortak özelliği bu.
Uzun, içi dolu şeyler kimsenin ilgisini çekmiyor bugünlerde.
Varsa yoksa kısa cümleler…
Bu kadar eksilmiş olabilir miyiz?
Dolgunluktan böylesine uzaklaşmış, anlamsız bir yaşamın kıyısında konuşlanmış olabilir miyiz?
Oluyor işte…
Olaylar arasındaki bağıntıları ve ilişkileri kavramadan hızla yaşayıp gidiyoruz.
Hız, çağımızın yükseleni.
“En hızlı en iyidir” sloganı yönümüzü çizen bir rehber gibi.
Oturup düşünmeye zamanımız yok.
Sadece eyle, izle ve “yaşa…”
Sorma, soruşturma ve asla sorgulama…
Öğretilen ya da en azından belletilen bu…
Sonra kısa cümleler kur…
Kısa kısa, her şeyi tadarak ama hiçbir şeyin içine girmeden “yaşa…”
Yüzeysel, anlamsız ve dokunaksız…
Kovalamak yok, koptuğu yerde aynı hızla yeniye yönel, harca, tüket, yok et…
Köşene çekil, içine kapan, uzaklaş, gerektiğinde gerektiğince kısa cümleler kur…
Öyle “yaşa…”
ALİ BULUNMAZ
Artık herkes kısa konuşuyor. Kısa…
Ama öz değil.
Bağlamdan uzak, hatta bağlamsız.
Ucu açık. Anlamsız biraz da…
Neredeyse tüm bildirimlerin ortak özelliği bu.
Uzun, içi dolu şeyler kimsenin ilgisini çekmiyor bugünlerde.
Varsa yoksa kısa cümleler…
Bu kadar eksilmiş olabilir miyiz?
Dolgunluktan böylesine uzaklaşmış, anlamsız bir yaşamın kıyısında konuşlanmış olabilir miyiz?
Oluyor işte…
Olaylar arasındaki bağıntıları ve ilişkileri kavramadan hızla yaşayıp gidiyoruz.
Hız, çağımızın yükseleni.
“En hızlı en iyidir” sloganı yönümüzü çizen bir rehber gibi.
Oturup düşünmeye zamanımız yok.
Sadece eyle, izle ve “yaşa…”
Sorma, soruşturma ve asla sorgulama…
Öğretilen ya da en azından belletilen bu…
Sonra kısa cümleler kur…
Kısa kısa, her şeyi tadarak ama hiçbir şeyin içine girmeden “yaşa…”
Yüzeysel, anlamsız ve dokunaksız…
Kovalamak yok, koptuğu yerde aynı hızla yeniye yönel, harca, tüket, yok et…
Köşene çekil, içine kapan, uzaklaş, gerektiğinde gerektiğince kısa cümleler kur…
Öyle “yaşa…”
6 Aralık 2008 Cumartesi
MİLYONLARCA KÖLE…
ALİ BULUNMAZ
Büyük patron IMF’ye, “ümüğümüzü sıktırmayız” diye dayılanan AKP hükümeti, krediyi cebe koymak için harekete geçti.
IMF’yle görüşülen rakam 25 milyar dolar…
Az buz değil, ülkeyi “ferahlatacak” bir meblağ bu!
Ama IMF’nin de hükümetten istedikleri var doğal olarak.
***
Bir… Gayri Safi Yurtiçi Hasıla büyümesi sıfır olacak.
İki… KDV oranı yüzde 8 olan ürünlerde, bu oran yüzde 18’e çıkarılacak.
Üç… Maaş artışına neden olacak personel reformu rafa kaldırılacak. Bir başka deyişle, hizmet ve ürünlerin fiyatı artarken maaşlar sabit kalacak ve işsizlik artacak.
***
Ana başlıklar bunlar.
IMF, 25 milyar dolarlık krediyi serbest bırakmak için bu ana şartları öne sürüyor.
Hükümet ne diyor bu işe?
“Ümüğümüzü sıktırmayız” mı?
Yoksa “gerekirse yola IMF’siz devam ederiz” mi?..
Hayır…
Hükümet IMF kapısında bekliyor.
IMF de “ülkenizde milyonlarca köle var onların ümüğünü biraz daha sıkıverin, ben de krediyi vereyim” diyor.
İstekler bunu göstermiyor mu?..
ALİ BULUNMAZ
Büyük patron IMF’ye, “ümüğümüzü sıktırmayız” diye dayılanan AKP hükümeti, krediyi cebe koymak için harekete geçti.
IMF’yle görüşülen rakam 25 milyar dolar…
Az buz değil, ülkeyi “ferahlatacak” bir meblağ bu!
Ama IMF’nin de hükümetten istedikleri var doğal olarak.
***
Bir… Gayri Safi Yurtiçi Hasıla büyümesi sıfır olacak.
İki… KDV oranı yüzde 8 olan ürünlerde, bu oran yüzde 18’e çıkarılacak.
Üç… Maaş artışına neden olacak personel reformu rafa kaldırılacak. Bir başka deyişle, hizmet ve ürünlerin fiyatı artarken maaşlar sabit kalacak ve işsizlik artacak.
***
Ana başlıklar bunlar.
IMF, 25 milyar dolarlık krediyi serbest bırakmak için bu ana şartları öne sürüyor.
Hükümet ne diyor bu işe?
“Ümüğümüzü sıktırmayız” mı?
Yoksa “gerekirse yola IMF’siz devam ederiz” mi?..
Hayır…
Hükümet IMF kapısında bekliyor.
IMF de “ülkenizde milyonlarca köle var onların ümüğünü biraz daha sıkıverin, ben de krediyi vereyim” diyor.
İstekler bunu göstermiyor mu?..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)